“Maruz”dan  “Estetik Müdahale”ye – Seda YAVUZ

“Maruz”dan  “Estetik Müdahale”ye

Amerikan Hastanesi Operation Room Sanat Galerisi’nde Özgül Arslan’ın sergisi “Estetik Müdahale” tam da mekanın adına yakışır bir başlık ile 24 Kasım’da açıldı. 21 Ocak 2017’ye kadar devam edecek serginin küratörlüğünü Seda Yavuz üstlendi. Galeri direktörü Ilgın Deniz Akseloğlu’nun yazısı ile birlikte Seda Yavuz ve Evrim Altuğ’un da metinlerinin yer aldığı kapsamlı sergi kitabını ise Ulaş Uğur tasarladı.

Sanatçı Özgül Arslan’ın geçtiğimiz yıl 14. Uluslararası Istanbul Bienali’ne paralel olarak gerçekleştirdiği “Maruz” yerleştirmesinden referans alan sergide, Peyzaj ve Natürmort başlıklı fotoğrafları, Estetik Müdahale Serisinden videolarından oluşan video yerleştirmesi ile doğanın ve insanın birbirine müdahalesine dair bir sunum izliyoruz. “Maruz”a dair kayıtlar, dokümanter fotoğrafları ve izleyenlerin sosyal medya paylaşımları da sergide yer alıyor. Sanatçının “Maruz” sırası ve sonrasında, yerleştirmenin bulunduğu Kayışdağı’ndan Fenerbahçe koyuna ve oradan da Marmara Deniz’ine akan tüm pisliği, pisliğimizi barındıran Kurbağalı Dere’de çektiği fotoğraflar ve video işler ile sergi; ayırma, bölme, saklama, örtme, içerisi-dışarısı ilişkisi ve mahremiyet kavramlarının çevresinde dolanarak çirkinin estetiğine dair bir önerme sunuyor.

Serginin hikayesi en başta Özgül Arslan’ın sanatının temellendiği yerden başlıyor. Özgül sanatında kişisel referanslardan faydalanan bir sanatçı, kendisine, çevresinde olan bitene duyarlı bir izleyici. Bir röportajında dediği üzere; “kimi zaman daha içsel ve metaforik kimi zaman daha direkt ve dolaysız olarak dış dünyadan dayatılan her türlü isteme karşı bir tepki alanı yaratmakla” ilgileniyor. “Maruz” ve “Estetik Müdahale”’deki Perde daha önce sanatında da kullandığı bir nesne. Referans aldığı kavramlar ve sorular işlerinde hep karşımıza çıkan meseleler: mahremiyet, toplumsal olgular, gündelik haller ve derindeki nedenler. Diğer taraftan fikrin ve pratiğin farklı sunum biçimleri de Özgül’ün sanatçı olarak ilgilendiği bir durum. Dolayısıyla; daha önceki işlerinden hatırımızda olan kumaş, kalem, çamaşır suyu ya da perde gibi farklı anlatım araçlarını kullanmak, daha önce deneyimlemediği alanlarda ve süreç odaklı işler üretmek sanatının karakteristiği denilebilir. Dolayısıyla, ayırma-ayrı olma hali, gizlilik, iç-dış ilişkisi “Maruz” ve “Estetik Müdahale”de itkiyi yaratan, temeli oluşturan, sergi oluşurkenki sürecin altında yatan düşünceler ve sanat üretimindeki temel noktalar diyebiliriz.

Şu anda Londra’da yaşayan ve üretimine devam eden Özgül Arslan geçtiğimiz birkaç ay öncesine kadar Kadıköy’de yaşıyordu. Proje öncelikle Özgül’ün Kadıköy’de tanık olduğu, bir türlü ıslah edil(e)meyen Kurbağalı Dere ile ilgili semt sakinlerinin gerçekleştirdiği durumun ehemmiyetine ve çözüm üretilmesine dair tepkisel eylemlerde yer almasıyla başlıyor. Bu sırada zaten kamusal alanla haşır neşir  bir sanatçı olduğundan, daha önce da kamusal alan sergileri ve yerleştirmeleri gerçekleştirdiğinden duruma en iyi bildiği şey; ile sanatı ile tepki göstermeyi uygun görüyor. Hali hazırda  daha geniş kapsamlı bir içerikle tasarladığı projeye “Maruz” yerleştirmesi ile bir giriş yapıyor. “Tuzlu Su” başlıklı bienal ile paralel sergilenen yerleştirme bir yandan da bienalin kavramsal çerçevesini sorgulayan, pislenen, kirlenen ve kirleten su üzerinden eleştirel bir önermede bulunuyor. Istanbul’daki yılların Kurbağalı Deresi ve civarının bienal alanlarına dahil edilmemesi, ya da gözardı edilmesi “Maruz” enstelasyonuna farklı bir anlam da katıyor. Çöpleri, dışkıları, atıkları biriktiren dere Özgül’ün de dediği gibi toplumun belleğine dair referanslar veriyor. “Maruz” kavramsal metnindeki cümleleri ile “İnsanlığın çöp ve dışkılarından kurtulamasının, onları görünmez kılmanın yolları uygarlığın varoluş biçimini belirlemiştir. Fakat bu kurtulma ya da görünmez kılma gayreti, uygarlığın gelişmesi, insanların şehirleşmesi ve yaşayacak daha fazla alana ihtiyaç duyulmasıyla zorlaşmıştır. Görünmez kılınan şeyler kaybolmamış, tersine ‘modern dünya insanı’ çöplükler ve dışkılarıyla iç içe yaşamaya maruz kalmıştır…” Dolayısıyla yerleştirmede dışarı ile içeriyi ayıran, bölen, çirkini, pisi, kötüyü bir biçimde dışarıda bırakan, yeni bir eve taşınıldığında ilk yerleştirilen eşya olarak perde, enstelasyonun temel medyumu oluyor. 16 metrelik uzunluğu, doğal formlardan oluşan güpür ve pilileriyle perde, derenin üstündeki herşeye tanık olan köprünün korkuluklarından salınıyor. Süreçte, izleyici, doğa, belediye-zabıta ve benzeri birçok değişkenle birlikte “Maruz” yerleştirmesi başlangıçta pis kokan, fokurdayan dereye estetik bir görsellik katıyor. Enstelasyon dışarı atarak kendi pisliklerinden kurtulduğunu sanan izleyiciye ve semt sakinlerine, tanıdık bir nesne ile yaklaşıp, ilişki kurdururken, ağır koku ve zamanla pislenen güpürleriyle belki kendi pisliklerini hatırlatıyor, belki de asla temizlenemeyecek gerçek durumlarını. Bireyin, toplumların, devletlerin kendi pisliğini örtmeye, gizlemeye çalışırken, ya da -mış gibi yaparken, kendi yarattığı pisliğini her yerine bulaştırması ve aynı Kurbağalı Derede olduğu üzere kontrolden çıkması gibi… Kendi pisliğinde boğulmak gibi…

Sergide içine battığımız pisliğin içindeki güzelliği de görmek adına fokurdayan derenin, kuş seslerinin içinde, çaktırmadan pisliğe bulandığımızı hissediyoruz. Peyzaj ve natürmort başlıklı soyut fotoğraflar çirkinin estetiğine dair güzel örnekler sunar, “güzel” kavramını tekrar sorgulamamıza neden olurken, “Estetik Müdahale” video serisindeki üç videoyu  perdeyi aralayarak girdiğimiz kapalı bir odada izlerken tatlı hülyalara dalıyoruz. Pis kokuları duymuyoruz. Yeşilliğe bakan bir odada, sabahın sessizliğinde dalgalanan, dışarıyla içeriyi ayıran perde bize romantik bir hal sunarken, derenin üstündeki zift karanlığındaki, yağışkan sıvı yüzeydeki parlak kabarcıklar ve salınan bitki bize bir peyzaj resmine bakıyormuşuz hissi yaşatıyor. Ölü bir kuşun kanalizasyon pisliğine batmış fotoğrafı ölü doğa resimlerini anımsatıyor. Sergi mekanında tam bu huzura tutunmuşken karşılaştığımız “Maruz”a dair dokümanter fotoğraflar ve süreci gösteren video ile daldığımız hayallerden uyanıp, nasıl boka battığımızın ayırdına varıyoruz. Birçok işinde de olduğu gibi, Özgül Arslan politik, toplumsal, içsel, bireysel sorgulamalarını estetik bir biçimde sunarken bir taraftan da rahatsız etmeye devam ediyor… Müdahalelerimiz sonucu kendimizi maruz bıraktığımız doğanın intikamını, ayırmaya gizlemeye, yok saymaya çalıştığımız kötücül, kirleten ruhlarımızı önümüze seriyor. Kendi pisliğimize batmış zamanla yavaş yavaş yok oluyoruz…

Seda YAVUZ