ÖZGÜL ARSLAN: ‘GELİN, ‘MARUZ’ KALIN…’ – Gökçe UYGUN & Özgül ARSLAN

ÖZGÜL ARSLAN: ‘GELİN, ‘MARUZ’ KALIN…’

Gazete Kadiköy – 03.09.2015

Özgül Arslan’ın “Maruz” isimli kamusal alan enstalasyonu, Kurbağalıdere’nin Yoğurtçu Parkı ve Kızıltoprak kıyılarından “maruz kalınanı” görmeye davet ediyor.

Bugünlerde yolunuz Yoğurtçu Parkı civarına düşerse, Kurbağalıdere köprüsünden dereye sarkıtılan büyük, beyaz bir tül göreceksiniz… Bu, bir kamusal alan enstalâsyonu. Adı ‘Maruz’. Peki nedir bu sanatsal iş? Sanatçısı bize ne demek istiyor? Eserin yaratıcısı, sanatçı Özgül Arslan ile Yoğurtçu Parkı’nda, derenin kokusuna ‘maruz’ kalarak, ‘Maruz’ sergisini konuştuk.

Siz Kadıköylüsünüz. Bu çalışmanız kendi gözlem ve ‘maruziyetiniz’den mi ortaya çıktı?

Evet. Zaten işlerimi üretirken kişisel referanslarımdan faydalanıyorum. Kadıköy’de daha önce de alan sergileri yaptım ama bu ilk solo çalışmam. Bu çalışma esasen geçen sene yaz sonu/kış başında fikir olarak aklıma geldi ve araştırmalarımı yapmaya başladım.

Diğer işlerinizdeki gibi, burada da ‘arınma, yıkanma’ temalarını görüyoruz.

Aynen, sanat yoluyla arınmaya çalışma, kötü olan şeyleri iyileştirme çabası… Bu çalışmada, maruz kalınan durumu, maruz kaldıklarımızı ele aldım. İnsan dışkısı, ter, idrar gibi konuları ele alan abject art (iğrenç sanat) ile bağlantı kurmak istedim. Bu sanat türünde sanattaki estetiğin orgulanması söz konusu. Gerçek buysa, ben burayı ne kadar estetik gösterebilirim ki?.. Metindeki ‘iğrenç’ tanımı da hem bu tür sanata, hem de reel duruma bir atıf.

Enstalâsyonda kullandığınız tül materyali, ‘ev’e ait bir gönderme sanırım…

Kurbağalıdere, iki yaka arasında bir bağ ama kötü kokulu. O nedenle de tül iki parça. Biz modern insanlar, atıklarımızı evlerimizden uzaklaştırmak için modern çözümler bulmuşuz. Attığımızı ve sonsuza dek kurtulduğumuzu sanıyoruz ama öyle değil. Atıklar kaybolmuyor. Kurbağalıdere gibi örneklerle daha kötü bir hal alarak geri dönüyorlar. Bu coğrafyada bizler evlerimizi temizlemekle mesulüzdür de bahçeyle, sokakla pek ilgilenmeyiz. Evi temizler ve çöpü dışarı atarız. “Çöp toplumun belleği’ derken metinde, bunu kastediyorm. Neler yaptığımızın, neler tükettiğimizin kanıtıdır çöp.

Maruz, bir modern dünya eleştirisi aynı zamanda, öyle değil mi?

Evet. Şu anki durumda, bu coğrafyayı iyi tanımlıyor. ‘Buralarda hiç bir şey temiz kalamaz’ noktasına gelindi. Her şey kirleniyor, biz de…

Bu eseriniz 14. İstanbul Bienali’nin paralel etkinliklerinden biri…

Evet ama aslında bienali de eleştiriyorum. Çünkü bu seneki bienalin teması ‘tuzlu su’. Ama ben bu işi yapmasaydım burayı görmeyeceklerdi. Bienal çok ‘turistik’ kalıyor. İstanbul’da ‘tuzlu su’ temalı bir bienal yapıyorsunuz ama Kurbağalıdere’yi görmezden geliyorsunuz! Bu lokasyonla ilgili saha araştırması iyi yapılmamış demek ki. Ben de ironik olarak, onların konseptini de biraz ti’ye alarak bu işi yaptım.

Dere sorununun görünürlüğüne katkı sunuyorsunuz bu işle. Biz gazeteciler haber yaparak, halk eylem yaparak, siz de sanat yaparak…

Kesinlikle öyle. Hepsinin ulaştığı kesimler farklı zaten. Bu durumun sanatsal olarak da belgelenmesi gerekti.

Bu röportaja gelirken Büyükşehir Zabıtası’nın işi anlatan tabelayı kaldırdığını gördüm…

İBB’de bu tür işleri değerlendirecek bir sanat kurulu yok, muhatabımız zabıta idi. Tabelamızdaki tanıtım yazısını, ‘Belediyeyi alaya alan’ bir metin olarak yorumladılar. Hâlbuki öyle bir şey yok, hâlbuki ben izin alma sürecinde bunu yetkililere okutmuştum. Gerçi ti’ye alıyor da olabilirdik, ne olmuş yani? Biraz mizah olsa fena mı?

İşin kurulumu sırasında/sonrasında insanların tepkileri?

Fikri yakaladılar. İlgilendiler, sevindiler. Tülü aşağıya doğru indirince de çok eğlendiler. Epey süre durup izleyenler, fotoğraf çekenler oldu.

Tül ne zamana dek asılı kalacak?

İznimiz, bienalin bitiş tarihi de olan 1 Kasım’a dek. Ama süreç kendini belirleyecek. Vandalist bir saldırıya uğramazsa, hep birlikte tülün kirlenme sürecini izliyor olacağız.

MARUZ’UN METNİNDEN:

“(…) Her çöplük toplumun belleğidir. Kurbağalıdere’ye her atılan, “düşen” yok olmayarak, istenmeyen her şey gibi gitgide “kötüleşmekte”. Derenin bir asırdan fazla zamanda biriktirdikleri, tiksinti ve nefret etkisini daha ileri boyuta ulaştırarak; “iğrençliğiyle” denize sürgün edilse bile, gidemeyerek meydan okumaya, tehdit etmeye ve bulaşıcılık hissini korumaya devam ediyor.

(…) Maruz kalmak, etki veya baskı altında olmak, isteğinizin dışında bir durumla karşı karşıya kalmaktır. Bu bağlamda, eve, evin temizliğine, mahremine ait olan ve bunların dışarıdan korunmasına destek veren ve dışarısı ile olan temasını kesen tül perde çalışmanın ana formunu oluşturur. Eteklerinde doğa referanslı dantel motiflerine sahip bu tül perde; temas ettiği, dolayısıyla “maruz” kaldığı evsel atıklardan oluşan tıkanıklığa seyirci kalan köprüden salınır. Bizden çıkmış olan, tüm iğrençliğiyle perdeyi de tıpkı bizim gibi tiksindirici bir şekilde tehdit eder.”

Gökçe UYGUN